CİDELİLER

SÖZDE DEĞİL ÖZDE DOSTLUK CİDELİLERİN BULUŞMA NOKTASI
 
AnasayfaKapıSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 PINARBAŞI SÜMENLER KÖYÜ

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
ASİCİDELİ
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 1271
Kayıt tarihi : 18/06/08
Yaş : 47
Nerden : KADIKÖY

MesajKonu: PINARBAŞI SÜMENLER KÖYÜ   Ptsi Kas. 02, 2009 12:36 pm

“Pınarbaşı Sümenler Köyü Valla Kanyonu yolunda önemli bir alt yapı hizmete girdi.

Kanlı çay üzerinde yapılan bu köprünün, hem yöre insanına hem turizme yönelik önemli bir ihtiyacı giderdiğine inanıyorum.

Emeği geçenlere başta İl Özel İdaresi olmak üzere Kastamonu turizmi adına teşekkür etmek isterim.”



Kastamonu’dan biraz geç çıktık. Aracımız Pınarbaşı’nın virajlarına geldiğinde vakit çoktan öğleyi bulmuştu.

Pınarbaşı yukarıdan sonbaharın o pastel renkleri arasında çok güzel görünüyordu. Pınarbaşı girişinde Paşa Konağının önünde bir nefeslik durup, birkaç fotoğraf çekip yolumuza devam ettik.

Hedefimiz uzak, günler kısa ışık çok değerliydi.

Ilıca yoluna dönüp devam ettik. Sonbaharın o güzelim renkleri iki yanımızda bizi takip ederken Milli Park levhası ve yaban hayatını anlatan levhanın yıkılmış olduğunu gördüm.

Muratbaşı-Ilgarini Mağarası-Valla Kanyonu yönüne döndük. Yine sonbaharın sararttığı ormanlar arasında yolumuz kıvrıla kıvrıla devam ediyordu.

Yolumuzun hemen altında, aşağıda Devrekâni Çayı ve Kanlı Çay birleşerek, denize doğru akışına binlerce yıldır olduğu gibi aheste bir şekilde akıyordu.

Ormanlar arasında, vadi tabanında ilerleyen çay bazen önüne bir engel çıktığında küçücük şirin göletler meydana getirmiş. Türkuaz renkli bu göller yukarıdan bakan bizlere doyumsuz manzaralar sunarken;

-Ah diyorum keşke şu sonbaharın harika renklerinin Türkuaz renkli sulara yansımasını çekebilseydim.

-Keşke buraya bir fotoğraf safarisi düzenleyebilsem diyorum. Pınarbaşı Belediyesi, ya da bir başka kuruluşumuz davet ederse neden olmasın.

“Hatta sonbahar bitmeden bu güzellikleri fotoğraflayıp bir sergiyle yerinde görme imkânı olmayanlarla buluşturmak lazım diye düşünüyorum.”



Valla kanyona giriş levhasının altından yola giriyoruz.

Bir iki viraj sonra dayanamıyorum. Aracı durdurup bu güzelliği daha iyi görebilme adına aşağı iniyorum.

Sizlere bu güzelliği nasıl anlatsam diye düşünürken karar veriyorum ki, bunları anlatmaya kelimeler kifayet etmez. Anlatılmaz yaşanır derler ya işte öyle bir şey.

İki tarafımız ormanlarla sımsıkı örtülen, dağlarla çevrilmiş. Aşağıya kıvrılan yol sararmış ağaçların arasında bir görünüp bir kaybolarak dereye kadar iniyor.

Ve derede bir köprü gözüküyor taa uzaktan bile görünen dikkati çeken.

Köprüden sonra yol yine kıvrım kıvrım yukarı doğru devam ediyor. Tepede bir köy var herhalde Ağaçlar arasında belli belirsiz birkaç ahşap ev görünüyor.

Köprüdeyiz.

Oldukça güzel geniş bir köprü.

Ilgarini yolunu oldukça kısaltmış. Üstelik yöre halkının suların yükseldiği mevsimlerde güvenli geçişi için çok gerekli bir alt yapı yatırımı olmuş.

Köprüyü arkamızda bırakıp uzakta tepede gördüğüm köye doğru ilerlerken yolun sağında Muratbaşı köyündeki kanyon izleme platformunu görmeye çalışıyorum. Taa uzakta minnacık bir nokta gibi gözüküyor. Daha tepenin yarısında olmasına karşın müthiş bir gözlem yeri. Ulaşım ise kolay sayılır. Muratbaşı Köyünden yürüyerek yarım saatlik güzel bir yürüyüş parkuru sonunda merdivenlere ulaşılabiliyor. Yol taşlarla döşenip düzenlenmiş. İşaretlenmiş. Yorulanlar için banklar bile düşünülmüş.

Buralara yolu düşenler için görmeden dönmeyin derim. Her yerde bulunmayacak bir güzellik.

Köye ulaşıyoruz.

Aslında köy sayılmaz burası Sümenler Köyünün bir mahallesiymiş. Adı Göl Yanı Mahallesi. Peki, göl nerede diyorum. Su bol olduğu için bu adı almış diyorlar.

Köyün içinde bahçede çalışan bir nine görüyorum. Müthiş güzel bir yöresel kıyafet içinde akşam güneşinde harika bir fotoğraf karesi olabilir. Yanına gidip izin istiyorum.

-Ninem bir fotoğraf çeksem izin verir misin?

-Olmaz evladım diyor.

Israr ediyorum.- Beyime sor diyor. İnadım inat bu güzelliği fotoğraflamam lazım. Amcam nerde diyorum. Bir evi gösteriyorlar. Gidip kapıyı çalıyorum. Merhaba amca hele aşağı gel iki çift laf edelim diyorum.

Geliyor. Dünya tatlısı bir amcam. Yaşı yetmiş beş fakat benden genç ve dinç görünüyor. Adı Murat ama herkes ona Ali Amca diyormuş bizde öyle diyoruz.

İstanbul’da ünlü bir tekstil firmasında yıllarca çalışmış. Emekli olunca köyüne dönmüş. Karı koca burada kimseye muhtaç olmadan yaşayıp gidiyorlarmış.

Daha fotoğrafın lafını etmeden bir çayımı içmeden bırakmam sizi deyip evine davet etti. İki katlı ahşap evin merdivenlerinden çıkarken ayağımıza bir sürü kedi dolanıyor. -Acıkmış keratalar deyip İstanbul’dan getirttiği kuru mamadan önlerine döküyor. Mır mır sesleriyle kediler mamalarını yerken onların bu mutlu mırlamalarına Ali Amcam öyle bir bakıyor ki görmenizi dilerdim.

Ev pırıl pırıl tertemiz 70 küsür yaşında ninemin bir başına bu koca ahşap evi bu kadar düzenli ve temiz tutmasına hayran kalıyorum.

Çayın olmasını beklerken Ninemin tüm itirazlarına karşın, Ali Amcam beni balkona çıkarıyor. Kışlık hazırlığı balkonda çoktan başlamış. Kabaklar cevizler kuşburnular çeşit çeşit kurumaya bırakılmış yiyecekler.

Bir tepsi içinde mantar görüyorum. Bunca zamandır nerde değişik bir mantar görsem fotoğraflarım hatta sponsor bulsam bunun hakkında bir kitap yazmayı bile düşünüyorum. Bunu hiç görmemişim.

Ali amcam Kavuk mantarıdır bu diyor.

Siz bilmezsiniz diye de ilave ediyor, buraya özgüdür çayırlarda yetişir çok lezzetlidir diyor.

O sırada içeriden bir ses geliyor. Çay hazır, gelin artık diyor ninem. Çayları koyup yanımızdan çıkacekken Ali Amcama;

-Ben Nineme küsüm diyorum.

Meseleyi anlıyor. Hadi neyse artık dost olduk sayılır bir fotoğraf çekebilirsin diyor.

Böylelikle, adını bile bilmediğim ama benim için PINAR NİNE olan sevgili ninemin o gül yüzünü güzel kıyafetini fotoğraflayabiliyorum.

Ali amcamla konuşurken masaya bir tabak bal geliyor. Tatlıyla aram pek hoş olmamasına karşın ayıp olmasın diye şöyle ucundan bir parça alıyorum. Aman ki aman dostlar böyle bal mı olur. Kendimi tutmasam hiç bal yemeyen ben, ninemin köy ekmeğiyle birlikte tabaktaki balın hepsini bitirecektim. Ayrıca cevizi de harikaydı. İki parmakla kır çıtır çıtır ye.

Ağzımda koca bir bal lokması dururken bir yandan da nedir bu işin sırrı Ali amca diyorum. Dışarıyı gösteriyor. Burada ne fabrika, ne ilaç, ne farklı bir şey var. Sadece doğada olanla yapılıyor.

Bal satıyor musun diyorum. Yok, ancak kendimize yetiyor diyor.

Bu arıcılığı nereden öğrendin diyorum. Çok ilginç bir şey anlatıyor.

İstanbul’da kitaplardan öğrendim diyor.

Tek bir kovanla başladım yüz adet oldu. Tüm mahalleye yayıldı. Hatta beni şikâyet ettiler. Ama sonunda her şey tatlıya bağlandı emekli olunca da buraya getirdim diyor.

Çayları içtik, cevizle balları götürdük.

Zaman geri dönüş zamanıydı. Hava çoktan kararmıştı. Artık geri dönüş zamanı gelmişti. Ali amcamın illa ki Yemeğe kalın ısrarına üzülerek olumsuz cevap verdik.

Tatlı dilli güler yüzlü güzel yürekli bu insanların yanında geçirdiğim bir saat günün tüm yorgunluğu alıp götürmüştü.

Yola çıktık.

Dağlar çoktan kararmıştı. Tepelerde birkaç köyün ışıkları seçiliyordu. Sümenler Köprüsünden geçerken Kanlı çay altımızda şırıl şırıl akan masum küçük bir dere gibi gözüküyordu.

Umarım bu köprüyle kanlı çay durulur.

Karlı Çay olur.



KASTAMONUPOSTASI

ALINTIDIR

_________________
bakıp geçme yorumyazda git olumu
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://cideliler.yetkinforum.com
 
PINARBAŞI SÜMENLER KÖYÜ
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
CİDELİLER :: KASTAMONU İLE İLGİLİ HERŞEY :: KASTAMONU VE İLÇELERİNİN TANITIMLARI VE RESİMLERİ-
Buraya geçin: