CİDELİLER

SÖZDE DEĞİL ÖZDE DOSTLUK CİDELİLERİN BULUŞMA NOKTASI
 
AnasayfaKapıSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 ADIN UMUTTUR KURTULUŞTIUR SENİN

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
ASİCİDELİ
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 1271
Kayıt tarihi : 18/06/08
Yaş : 46
Nerden : KADIKÖY

MesajKonu: ADIN UMUTTUR KURTULUŞTIUR SENİN   Perş. Eyl. 25, 2008 9:58 am

Adın umuttur, kurtuluştur senin
<table width=560><tr><td class=TEXT1 style="PADDING-RIGHT: 10px" colSpan=2>
Kenar mahalle diyeceğim bir ilköğretim okulunun önünden geçiyorum. Okullar açılmış, bahçeler cıvıl cıvıl öğrenci kaynıyor. Sabahtan beri yağan yağmura rağmen çocuklar güle oynaya, itişip kakışa şen şakrak oyun oynayıp zilin çalmasıyla merdivenlere doğru safiyâne duygularla hep birlikte koşuşup sınıflara doluşuyorlar. Çocukların o hali beni ortaokul yıllarıma doğru alıp götürdü ve o günleri hatırlattı. Sizlerle paylaşmak isterim.
O gün yine okuluna ayak sürüyerek zoraki giden 14 yaşında bir çocuktu. Yüzündeki hüzün bulutları bir türlü çekip gitmek bilmiyordu. Okuldan kaçmanın, terk etmenin zamanı gelip geçtiğine çoktan inanmaya başlamıştı. Kalabalıklar içinde yapayalnızdı. Uzatmaları oynuyordu. Gümüş suyu caddesinden denize nazır okuluna doğru giderken bir elin arkadan kendisine dokunduğunu hissettiğinde iyice korkup ürktü. Geriye doğru çekinerek şöyle merakla bir baktığında okulundaki genç bir öğretmeniyle yüz yüze geldi. Şaşkınlığını üzerinden hemen attı ve öğretmeninin kendisine doğru uzanan elini utangaç bir tavırla sıktı. Bu okulun fen bilgisi öğretmeni Sami Bey’di!
Karanlığın ortasında bir ışık parlar gibi olmuştu. Öğretmeni ona, o öğretmenine öyle anlamlı baktılar ki sanki birbirlerine “Ben seni gökte arıyordum, hâlbuki sen yerdeymişsin” dedirten cinstendi. O da kendisi gibi o gün okula yürüyerek gitmeyi tercih etmişti. Aynı zamanda içinde bulunduğu günün öğretmenlere ait bir gün olduğunu akşam dinlediği haberlerden öğrenmişti. Öğretmenler günü nasıl bir şeydi acaba? Koordinatlarını bir türlü zihninde çizemiyordu.
Öğretmeni ile birlikte sürdürdüğü yirmi dakikalık yolculuğun hayatındaki karabulutları dağıtacağını, genç yaşta solup pörsümeye yüz tutan günlerine hayat öpücüğü konduracağını nereden bilebilirdi ki? Öğretmeninin sevgi ve şefkatini küçücük sinesinde hissetmeye hemencecik başlamıştı. Ne de olsa masumdu, ruhuna kezzaplar dökülmemiş, safvet ve samimiyeti bozulmamıştı. Yolculuk sırasında öğretmeni ona çok gizemli şeyler anlatmamış, sadece o kısa süre içinde “bu adam olmaz çocuğu!” can kulağıyla dinlemişti. Onu büyük bir insan yerine koymuş, ara sıra sorduğu sorularla hazineye giden yolu keşfetmişti.

Sonbahar mevsiminde yağmurlu bir günün sabahında öğretmeni ile birlikte yaptığı yolculuk sırasında öğretmeni şemsiyesini onun da üzerine tutmuş birlikte okula gitmişlerdi. Ona kızmadan can kulağıyla dinlemiş, adam yerine koymuştu. Sözlerine inandığını belli etmişti. Okulda her zaman yanına gelebileceğini, her konuda yardımcı olacağından bahsetmişti. Ne de olsa öğretmeni de kendisi gibi zor şartlarda yetişmişti. Çile, geleceğin tebessüm goncalarının açtığı bir fidelik olduğunu söylemişti.

O gün okulunda düşündükçe düşündü. Orta ikinci sınıfta idi. Yol ayrımında ya tamam ya devam kararı verecekti. Zor da olsa kararını verdi. Ne olursa olsun böyle bir öğretmeni mahcup etmemeliydi.
Erken dönemde çamura saplanan tekerlek tümsekten çıkmış, dersler düzelmeye başlamıştı. Böyle zor bir okulda böyle güzel notlar alınabileceğine kendiside inanmakta zorlanıyordu. İletişim kanalları kapalı bir insan olmaktan çoktan çıkmış, kendine güvenen, düzenli ders çalıştığı için yıldızı parlayan bir öğrenci haline gelmişti. Sınıf öğretmeni dönem arasında emekli olunca en sevdiği öğretmeni aynı zamanda sınıf öğretmeni olmuştu. O gün nasıl mutlu olmuş, arkadaşlarına bir şeyler ısmarlamış, neşelenmişti. Öğretmenini çok sevmiş her haliyle onu örnek almaya başlamıştı.

Yıldızın sönmesi ile parlaması arasında mesafe nasıl bu kadar kısa olabilirdi ki? Her ikisi de bir taraftan üzülüyor bir taraftan seviniyorlardı. Çünkü aynı okulda bulunmuş belki de aynı sınıfın o güne kadar havasını birlikte teneffüs etmişler ama yeterince birbirlerinin halinden dilinden anlamamışlardı. Okulunun en başarılı öğrencilerinden birisi olarak orta ikinci sınıfın sonunda takdir belgesini Sami Bey’in elinden aldığında hem kendisi hem de öğretmeni neler hissetmişlerdi kim bilir?

Denizyıldızı misali hayata yeniden dönmüş, damla iken derya olmuştu. Ortaokul son sınıfta girdiği sınavda öğretmenini utandırmamış, herkesin girmek için can attığı bir okulu kazanmıştı. Öğretmenine teşekkür için evine gittiğinde ne söyleyeceğini bilemiyordu. Söyleyeceği sözler boğazında iki de bir düğümleniyor, heyecandan buram buram terliyordu. Belki bir daha öğretmeni ile karşılaşması mümkün olmayabilirdi. Çünkü o artık Türkiye’nin farklı bir ilinde öğrenim hayatına devam edecekti.

Hayat bir insan için nasıl bu kadar kolay ya da zor olabilirdi. Bu denklemi bir türlü çözemiyordu. Eğri büğrü hayat çizgisini kısa sürede dosdoğru çizen “hayat bilgisi” öğretmeninin şimdi yanı başındaydı. O sadece fen bilgisi öğretmeni olmaktan çoktan çıkmış, hayat bilgisi öğretmeni olmuştu. Acaba bu ince çizgiyi kim çizmiş öğretmeni oraya kim yerleştirmişti. Başına konan bu talih kuşunu akşamları minik elleriyle yaptığı dualara bağlıyordu.
Nihayet kendini toparladı ve sevgili öğretmenine; “Beni önemsediğiniz, adam yerine koyup dinlediğiniz ve beni hayat uçurumunun kenarında dolaşırken elimden tutup öğretmenim olduğunuz için ne kadar teşekkür borçluyum bilemesiniz.” dedi. O ise hiçbir şey yokmuş gibi tevazu içinde “Asıl ben sana teşekkür etmeliyim. Çiçeği burnunda benim gibi genç bir stajyer öğretmene gerçek öğretmenlik zevkini erkenden tattırdığın ve yeni aldığım okul diplomasını kâğıt bir belge olmaktan çıkardığın için.” Bu sözler öğretmenini gözünde daha da büyütmüştü.
Hayat bilgisi öğretmenine bir iki soru daha sormak istedi. Öğretmeni bu sorulara cevap vermedi. Kütüphanesinin raflarından bir kitap çıkararak heyecanla bekleyen öğrencisine doğru uzattı. Bunun içinde cevapları var dedi. Öğretmeninden ayrıldıktan sonra bir çırpıda okuduğu ve hiç unutamadığı kitabın üzerinde “Adın umuttur kurtuluştur” yazıyordu.
Kim bilir sadece 20 dakikaya hava kadar su kadar ihtiyacı olan ne kadar çok öğrencimiz var. Mesleğinin ve zamanın kıymetini hakkıyla bilen ne kadar çok öğretmene gereksinim var diye düşünmeden edemiyor insan…



</TD></TR></TABLE>

_________________
bakıp geçme yorumyazda git olumu
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://cideliler.yetkinforum.com
 
ADIN UMUTTUR KURTULUŞTIUR SENİN
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» EY SEVGİLİ SENİ SEVMEK VARYA
» YaKuP Ekİn HEP SENİN YÜZÜNDEN!

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
CİDELİLER :: İSLAM :: KALP GÖZÜ-
Buraya geçin: